|
Tweet |
Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) cahiliye toplumunu kısa sürede Asr-ı Saadet toplumuna dönüştürdüğünü hatırlatan Boran, aynı Kur’ân’ın bugün de insanların elinde bulunduğunu ancak yaşanan İslâm ile sahabenin yaşadığı İslâm arasında büyük farklılıklar olduğunu ifade etti.
“Sahabeyi sahabe yapan Kur’ân-ı Kerim’in öğretileriydi. Bugün de Kur’ân elimizde olmasına rağmen sahabenin yaşadığı İslâm’ı yaşayamayışımızın sebebi, Kur’ân’ın gösterdiği hidayet yolunun yeterince bilinmemesidir” diyen Boran, insanın yaratılış gayesinin Allah’a teslim olmak olduğunu vurguladı.
“ALLAH’IN EMİRLERİ İNSANIN MUTLULUĞU İÇİNDİR”
Kur’ân’da yer alan emir ve yasakların insanın mutluluğu için gönderildiğini belirten Boran, şöyle konuştu:
“Allah’ın bizim elimizdekilere ihtiyacı yoktur. O, kâinatın sahibidir. Eğer Kur’ân’da bizden bir şey istemişse, bunu bizim mutluluğumuz için istemiştir. Allah’ın emirlerine itaat edenler ve yasaklarından sakınanlar bu dünyada huzuru, ahirette ise cenneti kazanırlar. Sahabe bunun en güzel örneğini ortaya koymuştur.
”İnsanın manevî yükselişinin dua ve niyetle başladığını ifade eden Boran, Kur’ân’ın insanı en alt seviyeden alıp kâmil insan seviyesine ulaştırmayı hedeflediğini söyledi.
“KUR’ÂN, HAKKI BATILDAN AYIRAN ÖLÇÜDÜR”
Konuşmasında Kur’ân’ın “Furkan” vasfına dikkat çeken Boran, doğru ile yanlışın ölçüsünün insanların görüşleri değil, Allah’ın kitabı olduğunu belirtti.
“Kur’ân bütün insanlar için bir hidayettir ve hakkı batıldan ayıran ölçüdür. Bir şey Kur’ân’a uygunsa hak ve hakikattir; Kur’ân’a uymuyorsa batıldır. Ölçümüz Kur’ân olmalıdır” ifadelerini kullanan Boran, din adına yapılan değerlendirmelerde şahsî kanaatlerin değil, Allah’ın ölçülerinin esas alınması gerektiğini söyledi.
Kur'ân'ın hayata neden yeterince taşınamadığına da değinen Boran, şu soruyu gündeme getirdi: “Peki Kur'ân elimizde olduğu hâlde neden yaşayamıyoruz?” Bu sorunun cevabını da veren Boran: “Sorun Kur'ân'ın elimizde olmaması değil, öğretilen dinin Kur'ân'dan öğretilmemesidir.” dedi.
“Kur'ân'daki her söz aslında bizim için bir duadır. Ancak sözlü duanın fiilî duaya dönüşmesi gerekir. Bunun adı zikirdir. İnsan, Kur'ân'ın mesajlarını kalbine indirmediği sürece sözden Allah'a bir şey ulaşmaz. Allah Resûlü de duanın kabul edileceğine kesin olarak inanılarak yapılmasını tavsiye etmiş, gaflet içindeki kalplerden yükselen duaların kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Dua kalbe indiğinde ve samimî bir talep hâline geldiğinde Allah Teâlâ onun gereğini mutlaka yerine getirir.”
“EKSİK OLAN ŞEY TÖVBEDİR”
Günümüzde insanların dinî hayatlarında eksik kalan en önemli unsurun tövbe olduğunu belirten Boran, insanın Allah’a yönelmesinin ve hidayet yoluna girmesinin samimi bir tövbeyle başladığını ifade etti.
“İNSAN KALPTEN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEDİĞİNDE HAYATINDA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAR”
“Kur’ân’ın gösterdiği istikamette ilerleyen kişi ruhunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim ederek manevî olgunluğa ulaşır” diyen Boran, sahabenin de bu yolu takip ederek Asr-ı Saadet’i yaşadığını söyledi.
“İKİNCİ BİR ASR-I SAADET MÜMKÜNDÜR”
Programda insanlığın yaşadığı huzursuzlukların, aile içi çatışmaların ve toplumsal gerilimlerin çözümüne de değinen Boran, çözümün Kur’ân’ın hayata taşınmasında olduğunu ifade etti.
“İnsanlar Kur’ân’ın emirlerini hayatlarına tatbik ettiklerinde, özellikle zikri ve Allah’a yönelişi yaşamlarının merkezine aldıklarında ikinci bir Asr-ı Saadet yaşanması mümkündür. Allah’a ulaşmayı dileyen biri için zikir, dönüştürücü bir güçtür. Allah’ın vaadi haktır. İnsanlık yeniden Kur’ân’a yöneldiğinde huzur, mutluluk ve kardeşlik yeniden hâkim olacaktır” dedi.Program boyunca Dr. Kerim Güç ve Dr. Abdulcabbar Boran; Peygamber Efendimiz'in (S.A.V.) örnek şahsiyeti, sahabenin manevî eğitimi, Kur'ân'ın insan hayatındaki rehberliği, hidayetin önemi, dua, tövbe, zikir ve tasavvufun insanın iç dünyasındaki dönüştürücü etkileri ile günümüz insanının mutluluk arayışı üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Programın tamamı YouTube üzerinden izlenebilir:
https://www.youtube.com/watch?v=lOAwYvH6cE4&t=871s